Osmanlı padişahları arasında zekâsı, siyaseti ve icraatlarından çokça söz ettiren II. Abdülhamid Han, Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 113. İslam halifesiydi. Hayatta iken onu anlayan ve takdir edenler olduğu gibi, eleştirenler ve yerden yere vuranlar da oldu. Sultan Abdülhamid, Avrupa emperyalizminin tavan yaptığı, milliyetçilik sorununun ağırlaştığı, devletlerarası rekabetin arttığı, ekonomik ve toplumsal sıkıntıların şiddetlendiği bir dönemde tahta geçmişti. Dağılmanın eşiğindeki bir imparatorluğu parçalanmaktan kurtarmak için çırpınırken, bir yandan da ülkeyi kalkındırmanın yollarını arayan bir sultandı II. Abdülhamid. Devleti 33 yıl nasıl idare ettiği, tahttan indirildikten sonra daha çok idrak edildi. Siyasi dehasının ve akıl dolu icraatlarının dışında çok özel bir padişahtı. Bu yazımızda kendisinin az bilinen özelliklerini anlattık.

Mesaisi Çok Yoğundu

II. Abdülhamid Han’ın günde 15-16 saat çalıştığı biliniyor. Her zaman erken yatar, acil bir durum olduğunda kendisinin mutlaka kaldırılmasını emrederdi. Kızı Ayşe Osmanoğlu’ndan öğrenilenlere göre sabahları erken kalkar, sabah namazından sonra çok hafif bir kahvaltı yapar, kahvesini içer ve masasının başına geçerdi. 11’e kadar resmî işlerle meşgul olur, 11.30’da öğle yemeğini yerdi. 15-20 dakika istirahat ettikten sonra öğleden sonra kâtip ve bakanlarını kabul ederdi. İşi yoğun olduğunda ise gece yarılarına kadar Mabeyn’de çalışırdı.

Mahrem Bir Hayat Yaşamıştı

Her hafta katıldığı Cuma selamlıkları dışında Yıldız Sarayı’ndan çok çıkmazdı. Gençliğinde Tanzimat Dönemi’nin sıkıntılarını çokça hissetmesi, tahta çıkarken olan olaylar, amcası Sultan Abdülaziz’in katli, kendisine düzenlenen suikastler ve darbe denemeleri bu durumun sebebidir. Kendisini gizleyen Sultan hakkında, Batı’da şahsıyla ilgili birçok spekülasyon yapılmıştır. Sultan bu gizliliğini kendisine atfedilen kötü yakıştırmalarla ödeyecektir.

Usta Bir Marangozdu

Derler ki, II. Abdülhamid eğer padişah olmasaydı olağanüstü bir dizayn ve mükemmel desen işçiliğine sahip marangozluğuyla bu işten milyarlar kazanırdı. Kendisinin Yıldız Sarayı’nda özel bir marangozhanesi vardı. Enfes sandalyeler, sehpalar, masalar, dolaplar, rahleler yapardı. Yoğun çalışma temposundan sonra ahşaba dokunması, onu biraz da olsa dinlendirirdi.

Büyük Bir Fotoğraf Koleksiyonu Vardı

Sultan Abdülhamid’in yaklaşık 35 bin karelik fotoğraf albümü vardı. Evet, doğru okudunuz. Bu özel koleksiyonundan albümleri özenle seçtirerek ABD, İngiltere ve Almanya devlet başkanlarına hediye olarak göndertmiştir. Mükemmel zekâsıyla, bu albümü ülkemizi tanıtmak için diplomatik bir propagandaya dönüştürmüştür.

Atlara Vurgundu

II. Abdülhamid’in hayvanlara, özellikle de atlara sevgisi başka bir boyuttaydı. Kendisinin çok özel atları vardı. Özellikle beyaz küheylan Ferhan onun için farklıydı. Önceden Arap bir aşiret reisinin atı olan Ferhan, yaralı sahibini dişleriyle savaş alanından çekecek kadar iyi bir dosttu. Onun bu şöhretini duyan II. Abdülhamid, aracılarıyla ne yapıp edip onu kendine hediye ettirmişti. Sultan Abdülhamid, üstüne binecekken hafifçe eğilmesi onu daha da meşhur edecekti.

Sultan Abdülhamid, kendisini ziyarete gelen eski ABD Başkanı Grant’a iki adet cins atını hediye etmiştir. Bu atlar Amerika’ya özel bir gemiyle gitmiş, büyük ilgi görmüş, gösterilere çıkarılmış ve çeşitli müsabakalarda birinci olmuşlardır.

Dedektif Romanlarını Severdi

Sultan Abdülhamid, polisiye romanları çok severdi. Hatta kendisi için özel olarak tercüme ettirirdi. En sevdiği polisiye roman yazarı ise Sherlock Holmes’ün yazarı Arthur Conan Doyle’du. Doyle, anılarında eşiyle birlikte İstanbul’a geldiğinde Sultan Abdülhamid’in kendisine Mecidiye nişanı, eşine ise Şefkat nişanı verdiğini belirtmiştir.

Çiçekleri Çok Severdi

Sultan Abdülhamid çiçeklere bayılırdı. Saraydaki saksıları yapan özel çömlekçileri vardı. Sultanların yakalarına takılacak çiçeklerden tutun da, sofraya konulacak turfanda çiçeklere kadar hepsi bu saksılarda yetiştirilirdi. Abdülhamid Han daha şehzade iken, Avrupa’dan çiçekler ve gül fidanları getirterek, modern bir bahçe kurdurmuştur. Padişah olduğunda ise görkemli bahçesinde seçkin ağaçlar, nadir bulunan çiçek ve bitkiler yetiştirirdi. Dinlenmek ve rahatlamak için bu bahçeye gelirdi.

Hayvanat Bahçesine Sahipti

Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nın bahçesinde pek çok cins hayvandan oluşan bir hayvanat bahçesine sahipti. En özel cinslerden kedileri, nadide kuşları ve marifetli papağanları vardı. Özenle baktığı bu hayvanlar, 1909’daki Yıldız Baskını’nda ne yazık ki sokaklara bırakılarak telef olmuştur.

Habeşistan Kralı II. Menelik ile Abdülhamid Habeşistan’daki Müslümanlara ve Osmanlı topraklarındaki Habeşlilere tanınan haklara duyulan karşılıklı memnuniyet hususunda mektuplaşmış ve hediyeleşmişlerdi. Kral Menelik, Sultan Abdülhamid’e pars, devekuşu, kaplan, Misk kedisi, yılan avlar kuş, maymun gibi hayvanları hediye etmişti. Bu hayvanların yanında bir de zebra vardı. Sultan Abdülhamid bu zebrayı pek sever ve hususi olarak ilgilenirdi.

Proje Adamıydı

II. Abdülhamid tam bir proje adamıydı. Haliç ve Boğaziçi için köprü projeleri hazırlatmış fakat gerçekleştirilememiştir. Yemen demiryolu fikri projelendirilmiş ve ihalesi yapılmışsa da İtalya’nın Yemen’deki Cibana limanını topa tutması üzerine iptal edilmiştir. Yerli bir girişim olan Hicaz Demiryolu projesi ise hayata geçirilmiş, Batılı devletlerin yüreğini hoplatmıştır. Aynı zamanda kendisinin fikirlerini projelendirmesinde sadrazamlarla çalıştığını söyleyelim.

Siyasi Bir Dehaydı

21 Temmuz 1905’te, II. Abdülhamid’e karşı Ermeni Devrimcileri tarafından Yıldız Hamidiye Camii önünde bombalı bir suikast girişimi yapılmıştır. Kendisi sağ kurtulmuş ancak ortalık kana bulanmıştı. Hemen Yıldız Sarayı’na geçen Sultan Abdülhamid, suikastçıların yakalanması için soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sonucunda suikastın elebaşlarından Belçikalı sosyalist Charles Edward Jorris’in de aralarında bulunduğu 11 kişi yakalanarak çıkarıldıkları mahkemede idama mahkûm edilmiştir. Fakat Sultan Abdülhamid, Jorris’i affederek ondan faydalanma yoluna gitmiştir. Edward Jorris, 500 altın maaşla Fransa’da, Ermeniler ve diğer anti-Osmanlı örgütlerine karşı casus olarak çalıştırılmış ve uzun yıllar Osmanlı Devleti’ne sadâkatle hizmet etmiştir.

II. Abdülhamid’in, kendisini katletmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Kendisine “Câni” diyerek iftira atanlara, O kendisini öldürmek isteyenleri bağışlayarak cevap vermiştir.

Merhametli ve Yardımseverdi

II. Abdülhamid henüz 10 yaşında iken annesi Tîrimüjgân Sultan vefat etmiştir. Kendisi Sultan Abdülmecid’in çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi tarafından büyütülmüştü. Annesizliğini hissettirmemeye çalışsa da öksüzlüğü, ruhunu bir tül gibi inceltmişti. Buna 17 çocuğundan 4’ünün küçük yaştayken kaza ya da hastalık sebebiyle ölmesi eklenince, ince ruhu çocuklara, bilhassa fakir, öksüz ve yetimlere karşı kesintisiz bir merhamet gösterecekti. Yardım isteyen çocukları asla geri çevirmemiş, açtığı sayısız çocuk hastanesi ve eğitim kurumuyla milyonlarca vatan evladına sefalet ve cehaletten uzak bir hayat bahşetmiştir.

Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitaplar yollar, yoksul halka kömür dağıtır, toplu sünnet törenleri düzenleyip çocuklara birer çeyrek altın gönderir, çocukluğundan itibaren biriktirdiği şahsi hazinesinden her yıl bir miktar parayı borcunu ödeyemediği için hapse düşenleri kurtarmaya tahsis ederdi.

Kendisi Çok Titizdi

Temizliğe çok düşkün olan Sultan Abdülhamid, özellikle de ellerinin temizliğine gayet düşkündü. Yanında taşıdığı özel kolonyasını birkaç saat içinde sürerek ve çevresine sürdürerek bitirdiği rivayet edilir.

Usta Bir Nişancıydı

Sultan Abdülhamid mükemmel bir nişancı ve silah tutkunuydu. Gençken nişan alarak tahtaya adını yazdığı, hatta havaya attığı para ve madalyaları ortasından deldiği bilinir. Yıldız Sarayı’nda, çoğu hediye olarak gelmiş olan kıymetli silahlardan oluşan bir silah müzesi bile vardı.

Özel Muhafız Birliğine Sahipti

Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda kendine bağlı askerlerden oluşan özel bir muhafız birliğine sahipti. Söğüt Birliği adı verilen bu birlik; Söğüt, Bilecik ve Eskişehir yöresine yerleşmiş eski Türk kabilelerinden, mertlik, cesaret ve dürüstlükleriyle tanınmış Karakeçili aşireti mensuplarından oluşuyordu. Birliğe alınacak muhafızların Ertuğrul Gazi ile Söğüt yöresine gelmiş ailelere mensup, çok iyi at binen, uzun boylu, iri vücutlu, beş vakit namazlarını kılan, iyi ahlaklı ve mazbut olmaları gerekiyordu.

Muhafızların hizmetleri sürekli olacağı ve memleketlerinden ayrılacakları için gönüllü olmalıydılar. Seçilenler padişaha sadık kalacaklarına ve son nefeslerine kadar itaat edeceklerine Ertuğrul Gazi’nin türbesinde yemin ederlerdi. Sultan Abdülhamid bu birliğe çok güvenir ve öz hemşerilerim diye hitap ederdi. Her gece kapısının önünde bir haremağası ve Karakeçili aşiretinden özel bir muhafız beklerdi.

Dış Gelişmeleri Çok iyi Takip Ederdi

II. Abdülhamid, dış gelişmeleri çok iyi takip ederdi. Bunun neticesi olarak, Rus-Japon savaşını yakından takip etmiş, Japonların Rusya karşısında sadık bir müttefik olabileceğini öngörmüştü. Doğulu bir medeniyetin inanç ve geleneklerini kaybetmeden var olabilmesi ve modernleşmeyi başarabilmesinin sembolü olarak görüyordu onları. Birkaç yıl içinde dostluk bağları kurulacaktı. Japon veliahdı Sultan Abdülhamid’i ziyarete geldi, o da kendilerini ziyafet ve hediyelerle ağırladı. Sultan’ın İade-i ziyaret için gönderdiği Ertuğrul gemisinin dönüş yolunda acıklı bir faciaya kurban gitmesi iki halk arasında dostluk tohumlarının yeşermesine vesile olacaktı.

Opera ve Tiyatro Tutkunuydu

Dönemin meşhur opera ve tiyatro oyunları Yıldız Sarayı’ndaki günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış tek Osmanlı saray tiyatrosunda Sultan Abdülhamid’in huzurunda sergilenirdi. Orkestranın başında Sultan’ın piyano muallimi, dünyaca tanınmış olan Aramda Paşa bulunuyordu. Ayrıca meşhur komik Abdi’nin reisliğinde bir doğaçlama tiyatro ve Meddah Salih’in oynattığı Karagöz de mevcuttu.

Sultan Abdülhamid’in en sevdiği piyeslerden biri Alman şair Friedrich Schiller’in Haydutlar’ıydı. En sevdiği operalar ise La Traviata, Aida, Karmen, Faust ve Maskot’tu.

Mütevazı ve Kibardı

Saray dışından bakıldığında katı, soğuk ve mesafeli bir karaktere sahip izlenimi verse de aslında son derece latif, halim selim, nazik ve yumuşak huylu biriydi. Onu yakından görmüş Yahudi asıllı casus-Türkolog Vambery onun için: “Sultan Abdülhamid, Doğu’da rastlanan en kibar, en şefkatli, nazik ve değerbilir prenslerden biridir. Aşırı derecede mütevazı ve gösterişsiz duruşu, yumuşak sesi, uysal ve hatta yumuşak bakışı, bir elçiye güçlü bir padişah ve 30 milyon insanın hakiminden çok, zavallı bir ikinci sınıf efendi izlenimini verir.” demiştir.

tarihdersleri.org
Leave a reply

Bir Cevap Yazın